Seçim yaklaştıkça hem hükümette hem de Eğitim Bakanlığında hukuk, liyakat ve kamu yararı tamamen rafa kaldırılmıştır. Yalnızca son bir haftada yaşananlar tabloyu özetlemeye yeterlidir:
1. Eğitimle ilgili tüzük değişikliklerinin Teknik Kurulda görüşülmesi yasal zorunluluk olmasına rağmen Kayıt-Kabul Tüzüğü, teknik kurul toplanmadan değiştirilmiş ve nakil komisyonuna sınırları belli olmayan bir yetki verilmiştir. Müsteşar, görevi olan yasayı ve kurumsal usulü uygulamak yerine hükümetin ve Bakanın keyfi kararlarına kılıf hazırlamıştır. Usulsüz tüzük değişiklikleriyle, Türk Maarif Koleji’ni siyasi nüfuz sahiplerinin çocukları için kuralların esnetilebileceği herhangi bir okul haline getiremezsiniz. Bu okul Kıbrıs Türk toplumunun tarihsel ve kamusal bir değeridir.
2. Nakiller ve kadrolu atamalar tamamlandıktan sonra, hangi ihtiyaca dayandığı açıklanmadan ilkokullara 55 geçici öğretmen daha görevlendirilmiştir. Kamu Hizmeti Komisyonu eliyle kadrolu özel eğitim ve rehber öğretmen atamak için Başbakanlıktan yetki alamadığını söyleyen Bakan, seçim öncesinde bu görevlendirmeler için nasıl yetki almıştır? Başbakanlık tarafından öğrencilerin temel ihtiyacı için bulunamayan yetkiler, seçim yatırımı siyasi hesaplar söz konusu olunca bulunmuştur.
3. Okulların temizlik hizmetleri kamusal bir görev olmaktan çıkarılıp taşeron şirketlere devredilmiştir. Binlerce çocuğun sağlığı Eğitim Bakanlığı tarafından şirketlerin insafına bırakılmıştır. Hademe eksikliği nedeniyle okullarımız temizlenemezken, bugün basına yansıyan görüntüler sorunun yalnızca taşeronlaşma olmadığını göstermiştir. Okulların temizlik ihalelerine katılan şirket sahibinin, yüzlerce hademe adayını Başbakanın önünde toplayarak işe alınmayı oy şartına bağlaması, okullardaki hademe ihtiyacının siyasi çıkar için kullanıldığını ortaya koymuştur. Kamusal eğitimi iktidarın oy pazarlığına, iş arayan insanların çaresizliğini seçim malzemesine dönüştürmüşlerdir.
4. Yaz aylarında tamamlanması gereken inşaat çalışmaları, okullar açılmasına rağmen sürmektedir. Bazı okullarda çocukları ve öğretmenleri koruyacak temel güvenlik önlemleri alınmamıştır. Bu tablo vasıfsızlığın, plansızlığın, denetimsizliğin ve işleri siyasi şov uğruna son ana bırakmanın sonucudur.
5. Okullar 14 Eylül’de açılmış, öğrenci taşımacılığı ise ancak 22 Eylül’de başlayabilmiştir. Akademik takvim de taşımacıların talepleri de aylar öncesinden belliydi. Buna rağmen medyaya poz vererek “hazırız” diyen Bakan, sekiz gün boyunca yükü velilerin üzerine yıkmış, öğrencileri mağdur etmiş ve okul bölgelerinde trafik kaosu yaratmıştır.
6. Atatürk Öğretmen Akademisinde açık duyuru yapılmadan ve şeffaf bir seçim süreci yürütülmeden gerçekleştirilen, tam anlamıyla bir nepotizm örneği teşkil eden atama ve görevlendirmeleri geçtiğimiz hafta kamuoyuyla paylaştık. Sorularımıza hala yanıt verilmemesi, doğruluğunu teyit eder niteliktedir. Asırlık eğitim kurumu AÖA, Bakanın yakınlarının, yandaşlarının ve siyasi çevrelerin istihdam alanınadönüştürülemez.
7. Beş ay önce yapılan grevlerin kesintileri hukuka uygun biçimde tamamlanmıştır. Şimdi aynı grevler gerekçe gösterilerek öğretmenlerden geriye dönük ikinci bir kesinti yapılmak istenmektedir. Öğretmenin anayasal grev hakkını cezalandırmaya yönelik bu hukuksuz girişime Bakan ve bürokratları da dahil olmak üzere kim imza atarsa, doğacak zararın sorumluluğunu da taşıyacaktır.
Bu anlayışın adı yönetim olamaz. Bunun adı hukuksuzluk, usulsüzlük ve keyfiliktir.
Bu anlayış, vasatlığın iktidarı ve kayırmacılığın düzenidir.
İktidar körlüğü içinde, hiçbir bedel ödemeyeceklerini sanıyorlar. Çok yanılıyorlar.
Yaptıkları her usulsüzlüğün, çiğnedikleri her kuralın ve gasp ettikleri her hakkın hesabı mutlaka sorulacaktır.
Saygılarımızla.
Süleyman Gelener
KTÖS Eğitim Sekreteri
Yürütme Kurulu(a)
