Son haftalarda ELAM öncülüğünde yürütülen siyasi ve diplomatik girişimler sonucunda Girne’de düzenlenmesi planlanan NEXUS Müzik Festivali ile çocuklara yönelik Barcelona futbol kampı iptal edilmiştir. Zamna Festivali, halk dansları etkinlikleri, üniversitelerimizin uluslararası sıralamalardaki yeri ve yabancı siyasetçilerin Kıbrıslı Türklerle temasları da hedef alınmıştır.

ELAM bu siyaseti “Hoşgörü bitti!” sözleriyle ilan etmiş, iptalleri ise birer “zafer” olarak sunmuştur. Ancak mesele yalnızca faşist ELAM’ın açıklamalarından ibaret görülmemelidir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diplomatik olanakları, Kıbrıs Futbol Federasyonu, Avrupa Parlamentosundaki bazı temsilciler ve farklı siyasi çevreler de bu girişimlere dahildir. Aşırı sağın Kıbrıslı Türkleri tecrit siyaseti, ana akım siyasetin ve devlet kurumlarının uygulamasına dönüşmüştür.
Müziğin, sanatın, kültürün ve çocukların spor yapmasının engellenmesinden bir zafer çıkmaz. Buradan çıkacak tek sonuç, toplumlar arasındaki güvensizliğin büyümesi ve Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünün daha da derinleşmesidir.
Bir devletin tanınması ile bir toplumun çocukları, gençleri, sanatçıları, sporcuları, sendikaları, üniversiteleri ve sivil toplum örgütleriyle ilişki kurulması aynı şey değildir.
Uluslararası bir sanatçının Girne’de sahneye çıkması KKTC’nin tanınması değildir.
Yabancı bir futbol akademisinin Kıbrıslı Türk çocuklara eğitim vermesi diplomatik tanıma değildir.
Bir üniversitenin bilimsel ölçütler temelinde dünya sıralamasına girmesi devlet tanımak değildir.
Kıbrıslı Türklerle görüşmek, onların varlığını ve sesini kabul etmektir.
2003 yılında geçiş kapıları açılmış ve yaklaşık otuz yıllık kopukluğun ardından iki toplum yeniden buluşmuştur. 2004 yılında Kıbrıslı Türklerin yüzde 65’i Annan Planı’na “evet” demiştir. Bu toplum Annan Planıyla birlikte çözüme, Avrupa’ya ve dünyayla bütünleşmeye de “evet” demiştir.
Referandumun ardından AB Konseyi, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verme ve bu toplumun AB ile temaslarını geliştirme iradesini açıkça kayda geçirmiş olmasın rağmen fiiliyatta bu hayat bulmamıştır.
Bugün AB vatandaşları ile gerekli seyahat belgelerine sahip üçüncü ülke vatandaşları Yeşil Hat üzerinden milyonlarca kez kuzeye geçmiş, burada konaklamış ve günlük yaşama katılmıştır. Buna karşılık aynı insanların bir konser, kültür festivali veya spor kampı aracılığıyla Kıbrıslı Türklerle buluşması “normalleşme” gerekçesiyle engellenmektedir.
İnsanların bireysel olarak geçebildiği, gezebildiği ve tüketim yapabildiği bir yerde müziğin, kültürün, sanatın ve sporun toplumsal buluşma yaratması neden tehdit sayılmaktadır? Bu açık çelişkinin cevabı hukukta değil, Kıbrıslı Türkleri görünmez kılmak isteyen siyasi anlayıştadır.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumların kurduğu ve Kıbrıslı Türklere diledikleri hakları lütfettiği bir devlet olarak doğmamıştır. 1960 Cumhuriyeti, iki toplumun anayasal ortaklığı temelinde kurulmuştur. Kıbrıslı Türkler bu devletin kendilerine sonradan birtakım haklar verilen azınlığı değil, kurucu ortaklarından biridir.
Buna rağmen Kıbrıslı Rum siyasi elitleri, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek toplumun mülkü olarak kullanmaktadır. BM ve AB üyeliğinin sağladığı gücü, Kıbrıslı Türkleri cezalandırmanın ve dünyadan koparmanın aracı haline getirmektedir.
Uluslararası etkinliklerin iptal ettirilmesi, üniversitelerin sıralamalardan çıkarılmasının istenmesi ve yabancı temsilcilerin Kıbrıslı Türklerle görüşmelerinin hedef alınması aynı anlayışın farklı yansımalarıdır.
Bu yaklaşım federal çözüm söylemiyle de bağdaşmamaktadır. Kıbrıslı Türklerle ortak bir gelecek kuracağını söyleyen bir siyasi liderlik, o toplumun çocuklarını, gençlerini, sporcularını ve sanatçılarını dünyadan tecrit etmeye çalışmaz. Eşit ortaklık, diğer toplumu görünmez kılarak kurulmaz.
1963 sonrası yaklaşık 30 bin Kıbrıslı Türk evinden olmuştur ve bu toplum, adanın yalnızca yüzde 3’üne karşılık gelen enklavlarda yaşamaya zorlanmıştır. BM Genel Sekreteri U Thant, 1964 yılında yayınladığı raporda bu kısıtlamaların “gerçek bir kuşatma” düzeyine ulaştığını tarihe not düşmüştür.
Ne yazık ki 2026 yılına geldiğimizde, Kıbrıslı Türkleri topluca cezalandırarak siyasi sonuca zorlama anlayışı sürmektedir. ELAM’ın “Hoşgörü bitti!” sözü de müziği, sporu, sanatı ve Kıbrıslı Türklerin dünyayla bağ kurma hakkını hedef alan bu anlayışın açık ifadesidir.
Türkiye Cumhuriyeti KKTC’yi tanıdığını söylemekte, ancak tanınmanın Kıbrıslı Türkleri dünyayla buluşturacak gereklerini yerine getirmemektedir. Tanınma söylemi, doğrudan ulaşım, uluslararası spor, kültür, ticaret ve bağımsız dış ilişkiler üretmemekte, Kıbrıslı Türk toplumunu giderek Türkiye’ye daha bağımlı hale getirmektedir.
Kıbrıslı Rum liderliği ise federal çözüm istediğini söylemekte, fakat elindeki uluslararası gücü Kıbrıslı Türkleri tecrit etmek için kullanmaktadır.
Bir taraf tanınmadan söz ederken bağımlılığı derinleştirmekte, diğer taraf çözümden söz ederken tecridi ağırlaştırmaktadır. Kıbrıslı Türk toplumunun geleceği bu iki tutarsız siyasete mahkum değildir.
Yaşananlar, Kıbrıs müzakerelerinin yeni bir yöntemle yürütülmesi gerektiğini bir kez daha göstermektedir. Ucu açık, takvimsiz, sonuç üretmeyen ve her başarısızlığın bedelini yalnızca Kıbrıslı Türklere ödeten süreçler artık kabul edilemezdir.
Kıbrıslı Türkler çaresiz değildir. Yüzyıllardır bu topraklarda nasıl tutunmuş, üretmiş ve var olmuşsa bugünden sonra da tutunacak ve var olacaktır.
Bizi Ankara’nın vesayeti ile Kıbrıslı Rum siyasi elitlerinin tecrit siyaseti arasında tercihe zorlayan anlayışı reddediyoruz. Ayrılıkçılığa teslim olmadan, eşitliğimizden ve dünyayla doğrudan bağ kurma hakkımızdan vazgeçmeden mücadelemizi sürdüreceğiz.
Kıbrıslı Türk toplumu, sendikaları, belediyeleri, eğitim kurumları, spor kulüpleri, sanatçıları ve sivil toplum örgütleriyle vardır. Yok sayılamaz, dünyadan koparılamaz ve topluca cezalandırılamaz!
Kıbrıs sorununda nihai çözüme ulaşılıncaya kadar, Kıbrıslı Türklerin spor, kültür, sanat ve eğitim alanlarında dünyayla doğrudan bağ kurmasını sağlayacak somut adımların atılması elzemdir. KTÖS, bu yönde her türlü yapıcı sorumluluğu üstlenmeye hazırdır.
Saygılarımızla.
Burak Maviş
KTÖS Genel Sekreteri
KTÖS Yönetim Kurulu (a)
