Sendikal Platform’un Elçilik önündeki eylemine polis barikatı!

Sendikal Platform üyesi sendikalar bugün Cumhurbaşkanlığı önünde basın açıklaması yaparak, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya destek belirtti.KTÖS, KTOEÖS ve Basın-Sen’in Mevlüt Çavuşoğlu’na iletilmek üzere mektup vermek için TC Büyükelçiliği’ne geçişine polis izin vermedi. Meclis önüne ‘etten duvar’ önen polis ekipleri ile eylemciler tansiyon kısa süreli yükseldi. Aynı saatlerde YDP Başkanı Erhan Arıklı’nın Elçilik önünde açıklama yapmasına izin verilmesi nedeniyle sinirler gerildi.Eylemcilerin temsilci göndererek, mektubun bırakılması talebine de polislerden onay çıkmadı. Sendika temsilcileri yaşananları protesto ederek, kısa süreli oturma eylemi yaptı.

Sendikal Platform daha sonra söz konusu mektubu Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği’ne sunmak istedi ancak polisin bina önündeki yolu kapatması üzerine mektup elçiliğe iletemedi.
Burada yapılan basın açıklamasında, polisin yolu kapatması eleştirilerek, konunun mahkemeye taşınacağı ve mektubun da posta yoluyla gönderileceği belirtildi.
Elcil, “Yapılan açıklamaları siyasi eşitler arasında bir ilişki çerçevesinde yapılan açıklamalar olarak değerlendirmiyoruz. Eğer burada bir devlet varsa, Türkiye de bir devletse, iki siyasi yapı arasındaki ilişkilerin bu düzeyde olmaması gerekiyor. Çünkü emir veren, emir alan mantığına bağlı bir ilişkinin geliştiğini görüyoruz” dedi.
Diplomatik dile yakışmayan birtakım açıklamaların ortaya konduğunu savunan Elcil, Meclis’te bulunan siyasi partileri de eleştirerek, toplumun çıkarlarını ve siyasi yapının varlığını koruyacak açıklamalardan uzak durduklarını belirtti.
UBP ile YDP’yi de eleştiren Elcil, iki partinin hükümete gelmek için yapılan açıklamaları siyasi malzeme olarak kullandıklarını söyledi. Elcil, “Sendikal Platform olarak hükümet olmanın değil toplumsal varlığımızın derdindeyiz” dedi.
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak var olan BM çerçevesinin geçerli olduğunu dile getiren Elcil, bir an evvel iki tarafın masaya dönmesini ve var olan siyasi çerçeve içinde sonuca ulaşılması gerektiğini kaydetti.
Elcil, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın açıklamalarına ve ortaya koyduğu duruşa destek belirterek, masaya dönmesi için adım atmasını talep etti.
 
Selma Eylem mektubu okudu.
Mektup şöyle:

Sn. Mevlüt Çavuşoğlu
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı;
​Yakın geçmişte adamıza yaptığınız ziyarette ortaya koyduğunuz siyasi tutum ve söylemleri, siyasi irademize yönelik baskı olarak algıladığımızı vurgulamak isteriz. Kıbrıs Sorunu’nun yaratılmasında taraf garantör ülkelerden biri olanTürkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Dışişleri Bakanı olarak sizlere bazı gerçekleri hatırlatma gereği duymaktayız.
Kıbrıs Cumhuriyeti, kuruluş antlaşmalarının altında Türkiye’nin de imzası olan Kıbrıslı Elen ve Kıbrıslı Türklerin siyasi eşit ortağı olduğu federal üniter bir devlettir. Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş antlaşmalarında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere bu cumhuriyetin toprak bütünlüğünü ve anayasal nizamını korumakla sorumlu “garantör ülkeler” olarak yetkilendirilmişlerdir.
1963 yılında iki toplum arasında başlatılan sıcak çatışmalar sonrası Kıbrıslı Türklerin siyasi eşit ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kontrolü tamamen Kıbrıslı Rumlara geçmiş olup, 4 Mart 1964 yılında Birleşmiş Milletler de oylanan 186 sayılı karara, Türkiye Cumhuriyeti’nin onay vermesi, Kıbrıslı Rumların egemenliğindeki cumhuriyetin uluslararası tanınmışlığını getirmiştir.
1974 yılında faşist Yunan Cuntası’nın yaptığı askeri darbe gerekçe gösterilerek adada devam eden çatışmaları sonlandırmak ve garantörlük sorumluluğu çerçevesinde tek taraflı askeri müdahalede bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti uluslararası hukuğu gerekçe göstererek hareket etmiştir.
1974 yılı sonrası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de destek verdiği iki bölgeli, iki kesimli federal çözüm modeli 1977 ve 1979 yıllarında iki toplum tarafından kabul edilmiş olup, Birleşmiş Milletler tarafından da onaylanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1974 yılından sonra Cenevre Sözleşmeleri’ne aykırı olarak sistematik şekilde adaya nüfus taşıyarak demografik yapıyı bozmuş, 1983 yılında ise adanın bütünlüğüne aykırı olarak ayrı devlet ilan ettirerek, Kıbrıslı Türkleri uluslararası hukukun dışına itilmesinin önünü açmıştır.
Kıbrıs Türk toplumu içinde bulunulan durumdan çıkışın iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı federal çözüm olduğuna inandığından dolayı gerek Annan Planı’na gerekse de çözümle ilgili Birleşmiş Milletler süreçlerine destek vermiş, en son 11Şubat 2014 tarihinde varılan yazılı anlaşmaya da destek vermeye devam etmektedir. Annan Planı referandumu sonuçları Türkiye cumhuriyeti Devleti tarafından uluslararası alanda kullanılmaktadır. Ancak TC’nin gümrük birliği uğruna, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye tek taraflı kabul edilmesine onay vermesi ile Kıbrıslı Türkler siyasi rehine haline getirilmiştir
Gelinen durumda adada yaratılan ayrılıkçı statükonun devamını öngören iki devletli çözümün tezinin Kıbrıs Türk toplumunun uluslararası hukuktan daha da dışladığı 1983 yılından beri yaşanan tecrübe ile öğrenilmiştir. Sizin Kıbrıs Türk toplumunu uluslararası hukukun dışına iten önerileri masaya getirmenizi şiddetle reddederiz. Ayrı devlet tezi, altında imzanız olan Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş antlaşmalarına ve Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olduğu gibi, Kıbrıs Türk toplumunun 1960’ta kazandığı uluslararasıhaklarını da tamamen ortadan kaldıran bir öneridir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlerin ve öngörüsüz Kıbrıslı Türk siyasetçilerin maceracı milli politikalarının acısını toplum olarak çekmeye devam ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tanımadığını söylediği Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki Kıbrıslı Rumlarla her türlü kültürel ve sportif faaliyeti sürdürürken, Kıbrıs Türk toplumu ile hiçbir resmi spor etkinliği bile yapmamaktadır.
​Bu gerçekler ortada dururken, laik, demokrat batı kültürü içinde uyumlu hoşgörülü bir toplumsal yapı geliştiren bizlere yönelik Suudi Arap kültürünü din diye dayatan, din işlerini siyasete karıştıran ideolojik okul modellerini “halk istiyor” diye uyduruk bir gerekçenin arkasında saklanarak dayatma yapmak siyasi irademize ve iç işlerimize müdahaledir. Kıbrıs Türk toplumunun hoşgörülü toplumsal yapısı adamızda devam eden siyasi süreçlerde “dinin” asla bir çatışma nedeni olmamasından anlaşıldığı gibi linç kültürümüz de hiçbir zaman olmamıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasında bile eğitim işleri toplumlara bırakılırken, farklı bir ülkenin dışişleri bakanı olarak yaptığınız açıklama diplomatik etiğe de uygun değildir.
Bir toprağın dostluğu üzerinde yaşayan insanların dostluğu ileölçülür. Adamızın stratejik önemi ve zengin enerji kaynaklarının sizin de dahil olduğunuz birçok ülkenin ilgisini çektiğini biliyoruz. Kıbrıs Sorununun çözümsüzlüğünün arkasında yatan temel nedenin de bu olduğunun farkındayız. Bu çerçevede yapılan açıklamaların karşılıklı saygı temelinde olması, dostluğu sürekli kılacaktır.
Özellikle “tek adam” söyleminiz de diplomatik dile yakışmayan bir söylem olup, siyasal iradeye müdahale anlamı taşıdığı açıktır. 1963 yılından sonra Kıbrıs Türk toplumu tek adam yönetiminin ne anlama geldiğini, hukukun üstünlüğünün konuşulmasının bile yasak olduğu günleri yaşayarak kanı ve gözyaşı ile ödeyerek öğrenmiştir. Anlaşılan odur ki, Türkiye’de bu model yeni denendiği için tecrübe eksikliğiniz olduğunu açıklamalarınızdan anlamaktayız. Bu çerçevede Kıbrıs Sorunu gibi bir konuda oluşan ve sizin de destek verdiğiniz çözüm çerçevesinin tek adamın karar verdiği bir süreç olmadığını hatırlatır, Kıbrıslı Türklerin tek adam yönetimini asla benimsemediğini vurgularız.
Saygılarımızla,  
   Sendikal Platform içindeki Sendikalar;
Türk-Sen, Çağ-Sen, KTOEÖS, KTAMS, KTÖS, Basın-Sen, Daü-Sen, Daü-Bir-Sen,
Koop-Sen, Tel-Sen, El-Sen, BES, TES, Güç-Sen, Tıp-İş,
Destek veren Siyasi Örgütler:
Yeni Kıbrıs Partisi
Sendikal Platform Cumhurbaşkanlığı önündeki eylemin ardından mektubu Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na iletilmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği’ne vermek için elçilik önüne yürüdü.
Ancak polisin Şehitler Abidesi’nden elçiliğe kadar olan yolu güvenlik gerekçesiyle kapatması üzerine Sendikal Platform mektubu elçiliğe iletemedi.
Sendikal Platform üyeleri yaşanan gelişmeyi “Polis devleti istemiyoruz” sloganı atıp alkışlayarak protesto etti.
Burada basına açıklama yapan Selma Eylem, mektubu iletmek üzere elçiliğe gidilmesine izin verilmediğini ve yolun “güvenlik tedbiri” denerek kapatıldığını söyleyerek, Cumhurbaşkanlığı’nda ise herhangi bir güvelik tedbiri alınmadığının görüldüğünü belirtti.
Başbakana çağrı yapan Eylem, “Polis size bağlıysa gereğini yapacaksınız. Kendi yolumuzda yürümemiz engelleniyorsa, bu ülkeyi siz yönetmiyorsunuz demektir” şeklinde konuştu.
KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil de verilen emrin mektubun alınmaması emri olduğunu iddia ederek, yolun kapatılması konusunun mahkemeye taşınacağını söyledi. Elcil, mektubun posta yoluyla iletileceğini ifade etti.
Basın-Sen Başkanı Ali Kişmir de YDP’nin TC Lefkoşa Büyükelçliği önünde basın açıklaması yapmakta olduğunu, polisin bunu sıkıntı olarak görmediğini ve bu durumun çelişki yarattığını söyledi.

kaynak: TAK, sözkibris, KTÖS