Türkiye halklarını zor bir mücadele dönemi beklemektedir

Temsili Demokrasinin ve buna bağlı olarak yapılan seçimlerin en önemli kriterlerinden biri kapalı oy açık sayım ilkesidir ve bu ilkenin de olmazsa olmazı oyların hem kullanılırken hem de sayılırken şeffaflık ilkesinin ayaklar altına alınmaması gerektiğidir. Türkiye’de uzun bir süredir devam eden çılgınlık halinin en son geldiği nokta ise temsili demokrasinin kendinin yok edilirken ana ilkelerinin de ortadan kaldırılması durumudur.
Sandık merkezlerinden parti temsilcilerinin dövülerek uzaklaştırılması, sayım aşamasında arabalarda ve sandık merkezlerinde oy pusulalarına sandık görevlilerince mühür vurulması, kullanılmış oyların video ve fotoğraflarının alınarak sosyal medyada paylaşılması, mühürsüz zarf ve pusulaların kendi yasalarına rağmen Yüksek Seçim Kurulu tarafından geçerli oy olarak kabul edileceğinin açıklanması Türkiye devletinin tüm kurumlarıyla bir kişinin egemenliğine devredildiğinin açık göstergesidir. Referandum sonucunun bu olayın resmileştirilmesinden başka bir işlevi de bulunmamaktadır.
Türkiye coğrafyasında ilk kez 1839’da Tanzimat Fermanı ile başlayan Batı tipi Burjuva Demokrasisi süreci 1908 II. Meşrutiyet ile kurumsallaşmış, ardından Kurtuluş Savaşı sonrasında 1923 Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte hem bir kültür hem de bir devlet şekline bürünmüştü. Bugün yaşanan süreçte ise kültürel olarak da devlet yapısı itibarıyla da

200 yıl geriye gitmek isteyen bir iktidar yapısı devlet haline gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devleti burjuva demokrasisi ile yönetilen ülke olma iddiasından vazgeçerek emirlik, sultanlık, şahlık gibi bir teokratik diktatörlük ile yönetilen bir devlet yapısına dönüştürülmektedir.”

Böyle bir yapıda demokrasiden, insan haklarından, özgürlüklerden, eşitlikten ve adaletten bahsedilemez. Türkiye halklarını baskıların artarak devam edeceği daha zor bir mücadele süreci beklemektedir. Ancak referandum sonuçlarından da görüleceği gibi artan bir muhalefet ivmesi ve geçmişten gelen mücadele gelenekleri ile Türkiye halkları diktatörlüğe karşı da umutla demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesine devam edecektir.

Geçmişte Türkiye Cumhuriyeti ile eşit ilişkiler geliştirememiş Kıbrıslı Türklerin ise böyle bir TC devlet yapısı ile önümüzdeki dönemde eşit ilişkiler geliştirmesi imkansızdır. Tüm kurumları ile TC’ye teslim edilmiş bir devlet yapısına sahip KKTC’nin böyle bir vizyonu ve misyonu bulunmamaktadır. Kendini Kıbrıslı hisseden hiç kimsenin de TC’nin bugün geldiği teokratik diktatörlük ile tarihsel ve kültürel hiçbir bağı bulunmamaktadır. Yaşadığımız noktada Kıbrıs görüşmelerinde ve çözüm sürecinde Kıbrıslı Türklerin önüne her türlü engeli çıkaran işbirlikçi UBP-DP hükümetinin Kıbrıslı Türklerin geleceği ile ilgili hiçbir öngörüsü ve kaygısı yoktur. Adamızın kuzeyinde UBP-DP gibi gerici parti ve yapılardan kurtulmaktan ve federal Birleşik Kıbrıs için mücadele etmekten başka bir seçenek yoktur. Kıbrıslı Türkler açısından Türkiye ile eşit ilişki oluşturulması ancak federal bir devlet yapısı altında mümkün olabilecektir. Yüreğimiz direnen Türkiye halklarının yanındadır.
Saygılarımızla,

Besim Baysal
KTÖS Örgütlenme Sekreteri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir