“Kıbrıs bölünmeyecek kadar küçük, iki toplumun yaşayacağı kadar büyüktür.”

Londra-Zürih Antlaşmalarının garantör ülke sıfatı ile kendine verdiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü ve anayasasını koruma sorumluluğunu kullanarak adamızın %37’sini kontrolü altında tutan Türkiye’nin izlediği kolonicilik ve bölücülük siyaseti BM Genel Kurulu’nda bir kez daha gündeme gelmiştir.

Garantörlük sorumluluğunu fetih anlayışına dönüştüren Türkiye hükümetleri adanın kuzeyine nüfus taşımış, Kıbrıslı Rumlar’dan kalan mülkleri yağmalamış, yerleşim yerlerinin ve Kıbrıslı Türklerin isimlerini değiştirmiş, kültürel etnik temizlik yapmış ve Kıbrıslı Türklerin siyasal iradesini gasp etmiştir. Tüm bunlar olurken “federal çözüm” isteriz diyerek kırk yıldan beri kabul edilmez önerilerle görüşme masasına oturarak Kıbrıslı Rumları, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sahibi yaparak Avrupa Birliği’ne üye olmalarına zemin hazırlamıştır.

Annan Planı’ndaki Kıbrıslı Türklerin %65 evet oyunu kullanarak “biz çözüm isteriz” diye propaganda yapmaya devam eden Türkiye yetkilileri şimdi de “iki ayrı devlet” tezini ortaya atmışlardır. “Vatan bölünmez” diye hergün beyan veren TC yetkilileri Türkiye için bölünmeye karşı çıkarken, iş bizim vatanımız Kıbrıs’a gelince adamızı 1974’ten beri böldükleri yetmezmiş gibi iki ayrı devlet diyerek kalıcı bölünme istemektedirler.

Özellikle iki ayrı devlet söylemi ile ortaya çıkan TC Dışişleri Bakanı Sn. Mevlüt Çavuşoğlu bölünmeye bu kadar hevesli ise önce kendi ülkesinden başlasın. Kıbrıs bölünmeyecek kadar küçük, iki toplumun yaşayacağı kadar büyüktür.

 

Saygılarımızla.

 

                                                                                                                     

 

Şener Elcil

KTÖS Genel Sekreteri