Herkesin gözü önünde ifade özgürlüğüne, demokrasiye ve siyasi iradeye yönelik açık bir müdahale!

Türkiye’nin  Afrin bölgesine yaptığı sınır ötesi askeri harekâtı eleştiren “Afrika Gazetesi’ne” yönelik olarak 86 milyon nüfuslu koskoca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu gazeteyi hedef göstererek yaptığı açıklama hem ifade özgürlüğüne hem de kuzey Kıbrıs’taki demokrasiye ve siyasi iradeye yönelik açık bir müdahaledir.

Özellikle koskoca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıs’ın kuzeyini kendi malıymış gibi görerek burada yayın yapan “Afrika Gazetesi’ne” yönelik hedef göstererek açıklama yapması ve adanın kuzeyinde TC Elçiliği tarafından kurdurulan siyasi parti ve kültür derneklerini sokağa çıkmaya çağırması Türkiyeli-Kıbrıslı çatışmasından çıkar sağlayanların işine yarayan bir provokasyondur.

Başka bir ülkeden yapılan bu provakatif çağrıya, güdümlü bir şekilde cevap veren kişiler, bunu şiddet eylemine dönüştürerek anayasal suç işlemişlerdir. Ne yazıktır ki, banka hesaplarındaki milyon dolarların hesabını veremeyen Sn. Özgürgün başkanlığındaki UBP de bu usulsüzlükleri örtmek için bu provokasyona alet olmuştur.

Afrika Gazetesine yapılan fiziksel saldırı ve meclis içerisinde demokrasiyi sindiremeyen insanların varlığının yarattığı gerginlik, provakasyonun sistemli bir şekilde başlatıldığının, hak ve özgürlüklerin gaspı üzerinden devamının geleceğinin habercisidir. Bugün Afrika Gazetesi’ne yapılan saldırı, Madımak Oteli’nin bir benzeridir.

Açık ve net belirtiriz ki, düşünceye, düşünce ile cevap veremeyen, şiddeti bir araç olarak gören kişilerin varlığı toplum içerisinde bir tehlikedir. Bu tehlikeli durum vatandaşları ötekileştirmeden, ayrımcılığı, düşmanlığı körüklemeden, yasalarla denetim altına alınmalı, faşizmi bir araç olarak kullananlar, vekil dahi olsa yargıya sevk edilmelidir.

Ortak acıları ortak kayıpları olan bir toplum olarak barışın değerini en iyi Kıbrıslı Türkler bilmektedir. Bu yüzden Orta Doğu’daki karışıklıklar ve yapılan askeri harekatın durum tespitini en iyi yapabilecek toplumlardan biriyiz. Emek örgütleri ve ilerici kesimler olarak barışın önemine dikkat çekmemiz ve savunmamız kaçınılmazdır.

“Türk Silahlı Kuvvetleri” Irak’ın kuzeyine yönelik Afrin harekatı benzeri askeri müdahaleleri geçmişte defalarca icra etmiştir. Türkiye’de yaşanan her adımı “tek adam olma” mantığı ile kullanan ve bunun için 2019 yılında Başkanlık rejimine geçmeye yönelik seçimlere hazırlanan TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Afrin’e yapılan bu askeri harekattan yararlanma peşindedir.

“Arap Baharı” adı altında ABD’nin İsrail ile birlikte tezgahladıkları Müslümanı Müslümana kırdıran, kanlı Ortadoğu savaşında ve özellikle Suriye’de emperyalistlerin organize ettiği teröristlere destek veren, Sn. Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin şimdi terörden şikayet edip askeri yöntemlerle terörü önleyeceklerini söylemeleri samimi değildir. Oysa terörist dediği unsurlarla masaya oturarak Türkiye’ye kan akıtılmayan barış süreci dedikleri bir dönem yaşatan Sn. Erdoğan ve AKP bunu ne çabuk unutmuş görünmektedirler.

Barış sürecinde, halkların kardeşliği vurgusunun yarattığı olumluluk Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir dönüm noktası olup bu ekonomiden sanata, uluslararası ilişkilerden her alanda Türkiye’ye büyük bir olumlu ivme kazandırmıştır. Bu Mustafa Kemal Atatürk’ün “yurtta barış dünya da barış” söylemine tam da uyan bir siyasetti. Türkiye Cumhuriyeti bölgenin geleceği açısından şiddeti körükleyen değil, barışı tesis eden rolüne geri dönmelidir.

Şimdi ise terörizmle savaş, FETÖ örgütlenmesi PKK, PYD söylemleri ile binlerce kişinin işinden atılması, aydınların, gazetecilerin tutuklanması, farklı görüşteki medya kurumlarının kapatılması veya susturulması, gericiliğin, yobazlığın devlet politikası haline gelmesi, uluslararası ilişkilerin bitirilmesi, komşu devletlere karşı gerilim ve savaş politikaları izlenmesi ve hepsinden önemlisi Türkiye’nin, düşüncenin ve düşünceyi ifade etmenin suç sayıldığı bir ülke haline getirilmesi Türkiye’ye yakışan siyaset değildir.

Bilinmelidir ki, Türkiye’nin iç siyasetine malzeme yaratmaya yönelik tüm girişimleri, halkların kan ve gözyaşı ile ödemek için savaş yapmak ancak ABD’nin kanlı Ortadoğu oyununa hizmet etmekten başka işe yaramaz. Önemli olan halkların kardeşliğine inanarak barış yapmaktır. Barış bir erdemdir ve barış yapmak gerçek liderler ister. Gazetelere saldırmak ifade özgürlüğünü kısıtlamak için provokasyonlar yaptırmak, düşünce özgürlüğü kısıtlamak ancak geri kalmış ülkelerde olur. TC Cumhurbaşkanı bilmelidir ki, Kıbrıslı Türkler ne zaman, kime karşı sokağa çıkacaklarına kendileri karar verecek kadar bilgili ve bilinçlidirler.

Saygılarımızla.

 

 

                                                                                                                       Şener Elcil

KTÖS Genel Sekreteri