Birlikte, dayanışma içinde mücadeleye devam edeceğiz.

Öğretmen hareketi geçmişten günümüze toplumsal varoluş, kendi kendini yönetme, nitelikli eğitim ve toplumun refahı için mücadele vermektedir.
İki toplumun yakınlaşması, birbirini anlaması ve sosyal ilişkilerin güçlenmesi adına elini taşın altına koyan öğretmen kurumları, Kıbrıslı Türklerin iki toplumlu iki kesimli federasyona dayanan birleşik bir Kıbrıs mücadelesini de şeffaf bir anlayışla sürdürmektedir.

Dikkatimizi çeken noktalardan biri Kıbrıs Sorununun çözülmesini istemeyen, ayrılıkçı pozisyonundan beslenen çevrelerin barış ve çözüm yanlılarına karşı yürüttükleri linç kültürünün son günlerde had safhaya ulaşmışolmasıdır. Kendi görüşlerinden farklı düşüncelere tahammülü olmayan bu zihniyet; tehditkâr faşist söylemler, hedef göstermeler ile çözüm ve barış yanlılarını susturmak, özellikle TES, EL-SEN, KTÖS ve KTOEÖS’ün yöneticilerini hedef yapmaya çalışmaktadır. Bu zihniyet, ‘BEY’ Yönetimi zamanındaki gibi toplumu tek bir görüş baskısı altına alıp, Türkiye’nin ada üzerindeki istirdat politikalarına hizmet etmek istemektedir.
 
Sn. Çavuşoğlu’nun BM parametreleri dışındaki söylemini alkışlayan bu çevreler, Sn. Çavuşoğlu’nun Kıbrıslı Türk toplumunu uluslararası arenada temsil eden Sn. Akıncı’ya karşı kullandığı rahatsız edici cümleleri de alkışlamıştır.
 
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası, bu söylemlerin topluma yapılan bir hakaret olduğunu belirtmiş ve Sn. Çavuşoğlu’na uluslararası antlaşmaları hatırlatmıştır. Bu hatırlatmadan rahatsız olan YDP polise şikayete gitmiş, Sn.Tatar ve Sn. Töre ise karşı bir politika ortaya koymak yerine ‘yüz karası’, ‘Enosis yanlısı’ gibi ucuz söylemler ile kendilerini ifade etme yolu seçmişlerdir.
 
Kıbrıs sorunun çözümüne dönük 12 Şubat günü düzenlenen panelde İki toplumlu Barış İnisiyatifi adına açılış konuşması yapan Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Başkanı Selma Eylem’in ortaya koyduğu gerçeklerden rahatsız olan aynı çevreler bu sefer de linç kültürü yaratmaya çalışarak ‘ Rumcu, vatan haini’ gibi söylemler ile karşımıza çıkmaktadır.
 
Sn. Eylem konuşmasında adanın kuzeyindeki vesayete değinmiş,eğitim sisteminde yaşanan sorunları belirtmiş ve Türkiye ile Kıbrıs Rum Liderliği arasındaki pazarlıkları işaret etmiştir. Konuşmasını ise “her iki toplumun siyasi eşitliğinin ve tek egemenliğin, tek vatandaşlığın, tek uluslararası kimliğin olacağı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümü için olumlu adım atmaları ve ülkemizi çözüm ve barışa ulaştırmalarıdır. Bizler, ülkemizin yeniden birleşmiş, özgür ve demokratik bir ülke olması için, kalıcı barışın sağlanması ve barış kültürü oluşturulması için mücadele etmeye, bu yönde her türlü çabaya destek vermeye devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.” diyerek sonlandırmıştır.
 
Sn. Erhürman’ın da konuşmacı olduğu panelde, Sn. Erhürman ortaya koyulan gerçeklerden rahatsız olmuş, konuşmaya katılmadığını ve tümünü reddettiğini belirtme ihtiyacı hissetmiştir.
 
Sn. Erhürman’ın panelde sergilediği tavrı reddetmekle birlikte ‘Vesayet, Teknokrasi ve Demokrasi’ adlı makalesine bugün de katılmakta ve atıfta bulunmaktayız: “KKTC’de bir demokrasi bulunduğunun ve bunun hassasiyetle korunması gerektiğinin ileri sürüldüğü sonucuna kimse varmasın. Tam tersine, 1974’ten, hatta çok öncelerden beri Kıbrıs’ın kuzeyinde demokrasi değil, vesayet rejimi hüküm sürmektedir. Halkın demokrasiyi öğrenememiş olmasında, geçici olduğu iddiasıyla yaratılan ama aksine kendini her gün daha fazla tahkim ederek kalıcılaştıran bu vesayetin çok büyük etkisi vardır. Ama ilginç biçimde, vesayetin yarattığı demokrasi tahribatı sonucunda gelinen durumda, birileri, “Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetmesine izin verirsek, bu hâliyle kendi kendine zarar verecektir; o hâlde vesayete ya da en azından teknokrasiye ihtiyaç vardır” demektedirler. Yani anti-demokratik olan vesayetin açtığı yarayı, yine anti-demokratik yöntemlerle, daha da ağırlaştırılmış bir vesayetle ya da teknokrasiyle aşmak önerilmektedir.Oysa çözüm bellidir. Vesayet bir an önce kalkmalı, Kıbrıslı Türkler hızla, doğru biçimde politize olmalı ve kendi kaderlerini kendileri tayin edeceklerini ortaya koymalıdırlar.”
 
Gerici ve ayrılıkçı çevrelere de hatırlatırız ki bireysel değil, örgütsel olarak karşılarında durmaya ve genel kurullarımızda alınmış kararlar ve uluslararası hukuk çerçevesinde toplumsal varoluş, çözüm ve barış yönünde politikalar geliştirmeye devam edeceğiz.
 
Barış ve çözüm yanlılarının hedef gösterildiği, şovenizm ve milliyetçi söylemlerin yükseldiği bu dönemde ilerici siyasi parti, sendika ve örgütlere çağrımız; toplumsal varoluşumuz için ortak hareket noktasında buluşup, barış ve demokrasi sözümüzü sokağa taşımamızdır.
 
 
 
Burak Maviş
KTÖS Eğitim Sekreteri